Bir zamanlar İstanbul’un gizli köşelerinde, Kübra Yurdakul arzunun peşindeydi.
Her hareketi bir gizem saklıyordu, her gülüşü bir çağrıydı.
karanlığın gölgesinde, kendini keşfetmeye hazırdı.
Kamera ona doğru döndüğünde, çarpıcı bir aura oluşuyordu.
her kare bir fısıltı gibiydi, derinindeki arzuları ortaya çıkarıyordu.
Vücudu bir şaheser misali, her eğrisi bir davet.
Bakışları anlamlı, sırları dile getiriyordu.
parlaklık tenine vurdukça, her temas bir öykü dile getiriyordu.
narin parmakları bir piyano tuşları gibi vücudunda geziniyordu.
her duruşu bir ressam edasıyla veriliyordu.
Gizemli bir gülümsemeyle odak noktası haline geliyordu.
vücudunun pürüzsüzlüğü her resimde göz önündeydi.
Kübra derinindeki tutkuyu tüm aleme göstermekten çekinmiyordu.
bakışları bir davet, vücudu bir sır.
her temas bir duygu, her an bir keşifti.
gizli sırları ortaya çıkaran bir periyken, aynı zamanda bir fırtına meleğiydi. 
Kübra yurdakul